🎯 Stratejik Yönetim 🤖 Yapay Zekâ ve Dijital Dönüşüm 🚀 Girişimcilik ve İnovasyon 👥 Liderlik ve Takım Yönetimi 📈 İşletme Geliştirme ve Verimlilik 💼 KOBİ'ler için uygulanabilir eğitimler ve gerçek vaka analizleri Amacım; Türkiye'deki girişimcilerin, yöneticilerin ve KOBİ'lerin daha güçlü, daha verimli ve daha rekabetçi olmalarına katkı sağlamak.
19 Ocak 2016 Salı
31 Aralık 2015 Perşembe
14 Aralık 2015 Pazartesi
Kazanan Kuruluşlar için : Önce Eğitim sonra Girişim
Kazanan Kuruluşlar için : Önce Eğitim sonra Girişim
Sürdürülebilir iş kurmak kolay değil, öyle her baba yiğidin de harcı değil. Kolay para kazanmak devri artık kapandı. Azıcık sermaye bulan hemen köşeyi dönmek istiyor. İşi resmiyette kurmak çok basit. Önemli olan onu sürdürebilmek. Başarı; işletmeyi ölçülebilir, sürekli gelir getiren bir işe dönüştürebilmek. Kolayca kurulan hesapsız işletmelerin sonları ortada. Caddeler kiralık, devren satılık iş yeri ilanları ile dolu. Çoğu 6 aya varmadan kapıya kilit vuruyor. Neden ? Çok basit müşteriyi bulmadan doğru dürüst piyasa, pazar araştırması yapmadan işlerini kuruyorlar da ondan. Göç yolda düzelir. İşyerini açalım gerisi Allah kerim inşallah başarırız anlayışı ile bir yere varamıyorlar. Maalesef evdeki hesap çarşıya uymuyor. Kulaktan dolma bilgilerle çevrenin yanlış yönlendirmesiyle, birileri kazanıyorsa bu işten ben de kazanırım mantığı ile sadece sermayenin önemli olduğu inancıyla çok hızlı kurulan işler aynı hızla batıyor. Sporda bile müsabakaya hazırlanan sporcular çok uzun hazırlık devresi geçirmek zorundalar. Sürekli formda kalmak, rakibini iyi tanımak ve her türlü inceliği ve oyunu öğrenmek zorundalar. Ancak belli seviyeye geldiğinde yarışmaya çıkabiliyorlar. Gerekli hazırlığı yapmadıysa yenilgi kesin. İşletme açmak da bundan farklı değil elbette. Her işin bir inceliği var. Gözü karartıp rastgele işlere dalmak cesaret değil girişimcilik hiç değil.
Önce bunun eğitimini almak gerekiyor. Biz gerçekte müşteriye ne satıyoruz? Ürünümüzün değer önerisi nedir? Hız mı, performans mı, sağlık mı, fark edilmek mi, dayanıklılık mı, uygun fiyat mı, güven mi? tazelik mi? Müşteri bizden gerçekte ne istiyor? Bunu iyi belirledik mi? İşin maliyeti nedir? Hangi teknoloji gereklidir? İleride ne gibi masraflar çıkar, işin müşterisi var mı? Bu müşteri sayısı bizim işimizi yürütmeye yeter mi? Biz hangi sorunları çözüyoruz veya ihtiyacı karşılıyoruz? Başkaları bu sorunu nasıl çözüyor, bizim farkımız nedir? Neden bizden satın alsınlar? Rakiplerimize karşı üstün ve zayıf yanlarımız nedir? Tüm bu ve benzeri sorulara doğru cevap vermeden kurulan işletmeler maalesef başarılı olamıyor.
Önceden eğitim almadan ve bir iş modeli ve planı olmadan yapılan girişimler sağlıklı kurulamıyor. Uygulamalı eğitim alıp belli bir iş planı içerisinde hazırlık yapılarak kurulan işletmeler daha uzun süre yaşıyor. Hesapsız kitapsız kurulan işletmelerde kaybeden sadece işi kuranlar değil, aslında toplum olarak kaybediyoruz. Kapanan işletmelerle sokağa atılan paralar aslında bizim milli servetimiz. Doğru konumlanmadan hatalı yerlere açılan işletmeler yakınlarındaki benzer işletmelere de zarar veriyor, çünkü haksız rekabet yaratıyor, zaten sınırlı olan müşteri bölünerek her iki tarafında zarar etmesine neden oluyor. Yurt dışında gelişmiş ülkelerdeki uygulamalarda her yere her işletme açılamıyor. İhtiyaç olunan yerlere belirli bölgelere nüfus ve pazar yapısına uygun yerlere işyeri açma izni veriliyor. Ayrıca eğitim almakda şart. Benzer uygulamaların ülkemizde de olması dileğimiz.
Kosgeb ve İşKur un Uygulamalı Girişimcilik eğitim ve destekleri önemli bir eksiği gidermeye çalışıyor. Desteklerin artması ve eğitimlerin yaygınlaşması gerekiyor. Ticaret Sanayi odaları ve esnaf odaları da daha yoğun destek ve eğitim sağlamalı ruhsat verirken bazı şartlar aramalıdırlar. Bilgi ile kurulan girişimler daha uzun yaşarlar.
5 Aralık 2015 Cumartesi
Genç girişimciler işsizliğe çözüm olabilir mi?
Ülkemiz gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri içerisinde en fazla genç nüfusa sahip ülkeler arasında. Bu durum hem avantaj hem de dezavantaj olarak önümüzde durmaktadır. Enerji dolu gençlerimize iş olanakları ve kendi geleceklerini güvence altına alacak kendi işlerini kurmaları için gereken mekanizmaları kuramadığımız takdirde karanlık bir gelecek bizleri bekliyor.
Bir ülkenin kalkınma başarısı orada yaşayan eğitimli genç nüfusun varlığı, bunların üretime katılma gücü ve katma değeri yüksek ürünler üretmesiyle doğru orantılıdır. Gençlerimize kendi güzel geleceklerini oluşturma olanaklarını sunmadıkça zengin, refah ve kendine yeten bir ülke olmamız zordur, bunun yolu da onları çok iyi eğitmek ve iş imkanları sağlamak la mümkün olabilir.. Nüfus artışıyla birlikte işsizlerin çoğalmasıyla dünyada ve ülkemizde mevcut işletmelerin istihdam yaratma kapasiteleri sürekli düşüyor. İşletmeler maliyet artışlarıyla baş edebilmek ve rekabet nedeniyle maliyetlerini düşürmek zorundalar. Bu da daha az çalışanla nasıl daha fazla üretirim yaparım arayışlarına yöneltiyor işletmeleri. Teknolojinin gelişmesi daha az insanla çok iş görmenin yollarını da açıyor. Nüfus artışıyla iş bulanların sayısı ters oranda artıyor ve bu makas sürekli açılıyor.
Peki bu nu tersine çevirmek mümkün mü?
İstihdamı nasıl daha hızlı ve etkili artıra biliriz? Dünyada örnekleri bir çok ülkede denenmiş ve görülmüş uygulamalar var: Girişimcilikle kalkınma. Ülkemiz girişimciliği bir kalkınma modeli olarak benimser ve uygularsa istihdamın tıkanan damarları da açılabilir. Girişimcilik istihdam demek, üretim artışı demek, refah demek, milli gelirin artması demektir.
Peki nasıl bir model gelişe bilir?
Girişimcilere İşlerini belirli bir yere getirene kadar vergiden muaf tutma ve finansal destekler sağlayacak imkanlar yaratılmalıdır. Yetenekli girişimciler teşvik edilmeli, vergi uygulamaları değiştirilmeli genç girişimcileri zorlayabilecek bürokratik engeller azaltılmalıdır. Devletin sağladığı ya da desteklediği girişimcilik eğitimi ve girişimci danışmanlığı mekanizmaları geliştirilmelidir. Genç girişimcilere iş kurma destek ve teşvikleri artırılmalıdır. Genç girişimcilere yaptıkları yatırımları için vergi avantajları sağlanmalıdır. Gençlerin erken yaşlarda girişimciliğe ilgi göstermesi için ilk eğitimden başlayarak girişimcilik özendirilmeli ve eğitilmeleri sağlanmalıdır. Bunları sağlayamadığımız takdirde genç kuşaklarımızı kaybetmek durumundayız, bu durum da ülkemizin geleceğinde onulmaz yaralar açacaktır. Çünkü genç işsizler ordusu dünyada ve ülkemizde devamlı büyümektedir. Sonuçlarını dünyada çıkar savaşları yoksulluk, açlık, göçlerin artması ile görmekteyiz.. Özellikle teknolojik girişim, e ticaret ve mobil uygulamalar da, yazılım da öncü uygulamalarda gençlerimizin bilgi birikimleri ve yaratıcılıkları çok iyi durumdadır.
Dünya da hem eğitimli hem de genç nüfusa sahip nadir ülkelerdeniz. Kısacası gençlerimize güvenmeli ve onlara yol açmalıyız. Gençlerimiz girişimciliğe özendirilmeli ve desteklenmelidir. Gençliğimiz geleceğimizdir…
23 Kasım 2015 Pazartesi
Girişimcilik çocuklukta
başlar…
Girişimcilik bir kültürdür. Hayatın içinde yaşayarak kazanılır. Önce
ailede başlar; çocuğa sus, dur, otur la davranarak değil ona insiyatif verilerek,
güvenerek, deneyimlemesine fırsat verilerek, hata yapmasına, hatalardan ders
almasına izin verilerek gelişir. Her
şeyi büyükler bilmez. Çocuklardan da öğreneceğimiz çok şey var. Kendi kendine
denemeye öğrenmeye araştırmaya yönlendirilen çocuk bazen yanlışlar
başarısızlıklar hatalar yapsa da öğrenecektir, hatalardan dersler alacaktır.
Çocuk öğrenerek gelişecektir. Hiç bir şeyi yaşayarak öğrenmesine –denemesine izin verilmeyen çocuk; yetişkin olduğunda iş yapma yada yapmak zorunda olduğu bir şeyi yapmaya
kalkarsa tabiî bedelini daha büyük bir bedelle ödeyecektir. Kendi
insiyatifi, karar alma yeteneğini geliştirmemiş bir çocuk yetişkinliğinde
kendine güvensiz başkalarına bağımlı ve mutsuz bir yaşam sürecektir. Çocuklarımızı
hep korumak isteriz. En basit işleri bile biz yaparız, ama aslında ona iyilik
değil kötülük yaptığımızı biliyor muyuz? Bunun girişimcilikle ne ilgisi var der
gibisiniz. Oysa çok büyük ilgisi var. Çocuğun hatalar yapmasına izin vermek
gerekir. Sabırla gelişmesini izlemek gerekir. Bu yazı bir çocuk gelişimi yazısı
değil elbette. Birçok yetişkinin yaşadığı sorunlar aslında
çocukluklarımızda yatan eksik hatalı eğitimlerden, yanlış baskı sonucu terbiyeden
kaynaklandığını uzmanlar söylüyor. Çocukluklarında kısıtlanan, deneme yanılma
ile bir çok şeyi öğrenmeyip hazır bulan bir çocuk tan büyüdüğüne de girişimci
olmalarını beklemek hayaldir. Girişimcilik denince akla ilk gelen yenilikçilik,
fark yaratmak, farklı olmak, yaratıcı düşünmektir. Kimsenin yapmadıklarını
denemek, risk e girmektir. Bunu çocukluğunda denememiş bireylerden girişimci
olmalarını bekleyemeyiz. İcat ve keşiflerle patent sıralamasında dünyada neden
geriyiz bunları sorgulamamız gerekir.
Bir ülkenin kalkınmasında yeni
fikir ve icatların çokluğu, verimlilik
ve üretim artışının önemi yadsınamaz. Ne
kadar üretim ve yenilik yapılırsa ülke kalkınması o oranda gelişecektir. İnsanlarımız
yenilik yapmaya teşvik edilmeli girişimci eğitim anlayışı bir kültür olarak
uygulanmalı, yenilik yapan fark yaratan, farklı düşünen ayıplanmamalı aksine
teşvik edilmelidir. Ülkemizde girişimcilerimiz ne kadar çoğalırsa işsizlikte azalır gelişmemiz artar dışa bağımlılığımız
azalır, zengin ve kendine yeten bir ülke oluruz. Çocuklarımız büyüdüğünde
ayakları üzerinde durabilen, kendine güvenen mutlu bireyler olmasını istiyorsak çocuklarımızı
girişimci yetiştirelim.
Etiketler:
çocuk,
çocukluk,
fikir,
girişimcilik,
girişimcilik kültürü,
icat,
insiyatif,
karar alma,
kendine güven,
kültür,
patent,
yaratıcı düşünme,
yaratıcılık,
yenilikçilik
10 Şubat 2013 Pazar
Elmalılı Hamdi Yazır Kent Müzesi
Elmalılı Hamdi Yazır Kent Müzesi Kuruluyor
Elmalılı Hamdi Yazır Kent Müzesi binası olarak kullanılacak geleneksel
mimari özelliklere sahip Badazlıların Evi’nin restorasyonu devam ediyor.
Elmalı’nın
tarihi ve kültürel değerlerinin korunması ve tanıtılmasını teşvik amacıyla
hazırlan ‘’Şehr-i Elmalı’’ projesi kapsamında kurulacak kent müzesi, din bilgini Elmalılı Hamdi Yazır adıyla anılacak
Elmalı ilçe merkezindeki kentsel sit
alanı içerisinde ‘kültür varlığı’ olarak tescilli 127 yapıdan birisi olan Badazlıların Evi’nin restorasyon projesi
Mimar Özlem Durmaz tarafından hazırlandı. Yığma kerpiç ve ahşap ile 1938’de
yapılan binanın restorasyon projesi Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nca
da onaylandı. Binanın restorasyonu ve müze olarak düzenlenmesi 8 ayda
tamamlanacak. Bir dönem Ziraat Bankası Elmalı Şubesi olarak kullanılan
‘Badazlıların Evi’, mirasçıları tarafından Elmalı Belediyesi’ ne bağışlanmıştı.
PROJENİN MALİYETİ
Elmalı Kaymakamlığı’na bağlı Köylere
Hizmet Götürme Birliği (KHGB)’nin koordinatörlüğünde yürütülen projenin
‘’Şehr-i Elmalı’’ projesi Elmalı Kaymakamlığı, Elmalı Belediyesi, Akdeniz
Üniversitesi, Elmalı Meslek Yüksek Okulu, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Elmalı Kültür Turizm Dayanışma Derneği ve Elmalı Müzesi’nin
ortak çabalarıyla geliştirildi. Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) da
45 bini restorasyon ve 54 bini teşrifat giderlerinde kullanılmak üzere projeye
150 bin TL hibe desteği verdi. Müze binasının restorasyon işi toplam 125 bin +
KDV olarak ihale edildi. Projenin kalan giderlerini KHGB karşılayacak. Beş yıl
Kaymakamlık tarafından işletilecek müze daha sonra Elmalı Belediyesi’ne
devredilecek.
PROJENİN ÇIKTILARI
Projede amaç, Elmalı’ da yok olmakta olan tarihi konakların
korunmasında bir bilinç oluşturmaktır. Badazlıların Evi’nde yaşamamış olsa da
bu binadaki sergileme ile Elmalılı Hamdi Yazır’ ın ev yaşamını ve kendisini
anlatmak ve Elmalı’ nın yok olmakta olan tarihi bilgi ve dokümanlarını bir yerde toplayıp yok olmasını
engellemektir. Proje kapsamında ayrıca ilçe merkezindeki turistik değerlere
rahatça ulaşılabilmesi için tanıtım
tabelaları, broşür, CD ve web sitesi
hazırlanacak. Elmalı İlçesi Kırsal Turizm Platformu oluşturulacak ve Elmalı
kent markası belirlenecek.
Elmalı’
da mimari araştırma çalışmaları 1996 yılında başladı. Elmalı Kültür Turizm
Dayanışma Derneği ve Elmalı Belediyesi
desteği ile Yıldız Teknik Üniversitesi’ nden Prof. Dr. Raha Günay
yönetiminde bir grup araştırmacı
tescilli bazı evlerin rölevesini
yaptı. İlçede tescilli 127 adet sivil
mimarlık örneği yapı, 7 adet anıtsal yapı bulunmaktadır. 70 hektar büyüklükteki koruma altına
alınan kentsel sit alanının Koruma Amaçlı İmar Planı 2008 yılında onaylanmıştır.
2006 yılında Pınarbaşı, Hacı Haliller ve Helvacılar sokaklarında Kültür ve
Turizm Bakanlığı, Antalya Valiliği, Tarihi Kentler Birliği ve ÇEKÜL Vakfı’nın
maddi desteği ile sokak iyileştirmesi yapılmıştır. Arseven ve Eğretler sokaklarda ise maddi
yetersizlikler ve ilgisizlikten restorasyon çalışmalarına başlanamamıştır.
Karyağdı
Mahallesi Selahattin Topçu Sokak’taki ‘Badazlıların Evi’ yığma kerpiç ve ahşap
ile 1938’de yapılmış. Bina bir dönem
Ziraat Bankası daha sonra da Müftülük olarak da kullanılmış. Müze binası restorasyon çalışmalarının
başlaması nedeniyle düzenlenen törene Elmalılı Hamdi Yazır Sempozyumu için ilçeye gelen katılımcılar ve
E. Hamdi Yazır’ın İstanbul’da yaşayan akrabalarından Hamdi Yazır ve diğer
torunları da katıldı.
Mehmed Hamdi Yazır : (1878-1942): Elmalılı Küçük Hamdi
olarak da bilinen Mehmed Hamdi Yazır Elmalı’da doğdu. Rüşdiye'yi Elmalı'da
bitirdi. 1895’te İstanbul'a gitti; orada Kayserili Mahmud Hamdi Efendi’nin
derslerini izledi, dönemin önemli bilginlerinden de yararlanarak icazet aldı.
Kadı yetiştiren Mektebi Nüvvab’ı bitirdi.
1905-1908 arasında Bayezid Camisi’nde dersler verdi. Bu görevi
yürütürken Meşihat Dairesi Mektubi Kalemine atandı (1906). Bir yandan da
Mektebi Nüvvab, Mekteb-i Mülkiye, Medresetü’l Vaizin ve Medrese-i Süleymaniye’de
dersler verdi. Meclisi Maarif üyeliğinde bulundu. 1908’de II. Meşrutiyetin
ilanından sonra Antalya Mebusu oldu. 1918’de Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye
(Şeyhü'l-İslâmlığa bağlı Yüksek Müşavere Heyeti) üyeliğine, ertesi yıl da başkanlığına
atandı. Damat Ferit Paşa’nın birinci ve ikinci kabinelerinde evkaf nazırlığı
yaptı. 1919’da Meclisi Âyan üyesi oldu. İttihat ve Terakki’nin ilim şubesinde
görev aldı.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Damat
Ferit Paşa kabinelerinde görev alması nedeniyle idama mahkum edildiyse de
Ankara İstiklal Mahkemesi’nde görülen davada aklandı. İstanbul’a döndükten sonra zamanını Diyanet
İşleri Başkanlığı’nın kendisinden istediği Kuran yorumu (tefsir) çalışmalarına
ayırdı. Hak Dini Kur'an Dili, Yeni Mealli Türkçe Tefsir (1935-1939, 9 cilt)
Yazır’ın başyapıtı kabul edilir. 1914’te İrşadü’l Ahlaf fi Ahkami’l Evkaf’ı yazmıştır. 1925’te Paul Janet ve Gabriel
Seailles’ın felsefe tarihini geniş bir giriş ve notlar ekleyerek Metalib ve
Mezahib adıyla Fransızca'dan tercüme etmiştir. Beyanü’l-Hak, Sırat-ı
Müstakim, (sonradan Sebilü’r Reşad) gibi dergilerde çok sayıda makalesi
yayınlanmıştır. (kaynak: AnaBritannica, cilt: 22) Ayrıca devrinin güzel
sanatlarından olan hat ve mûsikî ile de ilgilenmiştir. Özellikle
"Nesih" ve "Sülüs" yazılarda iyi bir hattat idi. Aynı
zamanda hâfız olduğu için alaturka mûsikînin çeşitli makamlarıyla ciddi bir
şekilde meşgul olmuştur.
2 Mart 2012 Cuma
BURDUR-İNSUYU MAĞARA GEZİSİ
- Mağarada etkileyici güzellikte sarkıt, dikit ve sütunların yanı sıra değişik boyutlarda 9 adet gölcük yer almaktadır. Bunlardan “Büyük Göl” adıyla anılan göl 512 m2’lik alanıyla, Türkiye’nin en büyük yeraltı gölüdür. Burdur Belediyesi tarafından, her yıl geleneksel hale gelen ve İnsuyu Mağarası’nın tanıtımını esas alan bir festival düzenlenmektedir. Grubumuz mağara içinde bol bol fotoğraf çekti. Büyük gölün manzarasına hayran kaldı.
Mağaranın yürüyüşe açık olmayan bir çok yerini gözlemleyerek mağaranın muhteşemliği ve derinliği karşısında hayretlerimizi gizleyemedik. Çevreden yapılan su sontajlamaları sonunda gölün su seviyesinin azalmış olduğunu üzülerek gördük. Eğer kaçak sontajlar önlenmezse Mağara da göl görmek eski fotoğraflarda birer anı olarak kalacak. Yemek molası için Meşhur Burdur Şiş molası veriyoruz. Burdur da bizi BURDOSK un kurucularından Hüseyin Şenol karşılıyor. Tarihi Özsarı Kebap salonunda yemek ziyafetimiz sonunda Burdur Müzesi ilk durağımız.
Burdurun geçmişine yolculuk yapıyoruz Antik dönemde yapılan mermer heykellerin büyüklüğü ve güzelliği karşısında büyüleniyoruz. Burdurun Antik kentleri ile zenginliğini gördükçe eskiden nasıl önemli bir kent olduğunu daha iyi kavrıyoruz. Burdurun tarihi konaklarına Hüseyin beyin rehberliğinde geziyoruz. Taşoda Etnoğrafya müzesi 17.yy Osmanlı sivil mimarisinin çok güzel bir örneği. Eşsiz süslemeleri ve kendine özgü mimari yapısıyla bizleri büyülüyor.
Gezimiz Baki Bey Konağı ile devam ediyor. 17.yy sivil mimari özelliklerinden Burdurun günümüzde vali konağı diyebileceğimiz muhteşem bir yapı. Vitray pencereleri, altın gümüş varaklarla ve kalem işi boyalarla tavan süslemeleri, dolap kapakları pervazları ile dönemin en muhteşem örneklerinden bu yapı bizleri büyülüyor. Gezimiz Burdur gölünü sahil bölgesini ziyaretimizle ve muhteşem Göl manzarasında fotoğraf çekerek sona eriyor. Gölün suyunun çekilmesi eski ihtişamını azaltsa da manzarası muhteşem. Sonradan göl çevresinde gölü besleyen kaynakların suyunun sulama amacıyla alınması ile göl can çekişiyor.
Fabrika ve doğal atıklardan gölün temizlenmesi ve eski ihtişamına kavuşturulması gerekiyor. Dalgasız düz yapısıyla su sporları ve sürat tekne yarışları yapılabilir ve ciddi turizm alanı özelliği olan Göl sahip çıkılmayı bekliyor. Hüseyin bey Bizlere Burdurluların kadim dostluğunu gösteriyor kendisine teşekkür ederek Burdur dan ayrılıyoruz.. Yeni mağara gezilerinde buluşmak dileği ile Antalya ya ulaşıyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)