22 Kasım 2011 Salı

TARİHİ ELMALI EVLERİ VE KÜLTÜR TURİZMİ*

 Elmalı evleri, sokakları, camileri, türbeleri ile sosyo- kültürel anlamda mimari örnekleriyle Osmanlı döneminin geleneksel yaşam tarzının bir oluşumudur. Kültür turizmi olarak değerlendirilebilecek tarihi evlerin bilimsel restorasyonla ekonomiye kazandırılması ve geleneksel mimarinin korunması ile gelecek kuşaklara aktarılması; yerel yönetimlerin ve halkın duyarlı katılımıyla mümkün olabileceğini göstermiştir. 

 Elmalı Coğrafyası ve Tarihi

         Elmalı ilçesi, Güney Anadolu’yu kapsayan Toros Dağları’nın Batı Akdeniz Bölgesine uzanan kıvrımları arasına sıkışmış çanak şeklindeki bir plato üzerindedir. Eski kent yerleşim birimleri, yaklaşık 2500m yüksekliğinde yer alan Elmalı Dağı’nın güney eteğinde bulunmaktadır. İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği 1050 metre civarındadır. İlçe bu yükseklik açısından ele alındığında bir yayla yerleşim olma özelliğini ortaya çıkarır. İlçenin güney kısmı bahçe, bağ ve ağaçlık alanlara sahiptir.(Ekiz,2001)
Yörenin tarihi, M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda yaşamış olan Likyalılar ile başlar. İlçenin M.Ö. 2000-3000 yıllarına varan yaşantısı, hala tarihin karanlık örtüsü altındadır. Ancak bu devirlere ait mezarlarda yapılan kazılar ve incelemeler, Likyalıların bir Asya Kavimi olduğunu göstermiştir. Likya olarak anılan bölge, Roma ve Bizans İmparatorluğu'nun, Selçuklu Devleti’nin, Teke Beyliği'nin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetiminde kalmıştır. Elmalı özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bölgenin en gelişmiş yöresi olarak kültür, sanat ve ticaret alanlarında çevresine örnek olmuş, Likya'nın kuzeyini temsil eden önemli şehirlerden biri olarak kabul edilmiştir.

Bölge, yönetim anlayışı olarak, Anadolu Selçukluları tarafından bu topraklara yerleştirilen ve bölgeye kendi adlarını veren Tekeli Türk boyları tarafından kurulup gelişir. Sultan Yıldırım Beyazıd döneminde de Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Gerek Teke beylerinin, gerekse ilk Osmanlı devrindeki Teke Sancak beylerinin bu bölgeyi yaylak olarak kullanmaları ve hatta bazı tarih kitaplarında Teke Sancağı’nın merkezi olarak Antalya yerine Elmalı’nın gösterilmesi, bu kasabanın kuruluşu ile ilgilidir.   Elmalı, Kabalı, Amelas ve Elmalu isimleri ile anılmıştır.   Türkler tarafından buranın yerleşim birimi olarak kullanılmasında yayla etkeninin önemli bir rolü olduğu söylenebilir. Günümüzde de aynı etkenin devam ettiği görülmektedir.(Duymaz,2008)


  Elmalı, Osmanlı Devleti'nin ilk zamanlarında Anadolu Eyaletine bağlı olan Teke Livası'nın merkezi ve Teke Paşaları'nın ikametgâhı olmasının ardından idare merkezinin Antalya'ya nakledilmesi üzerine ilçe haline gelmiştir.

 Arkeolojik ve Tarihi Değerler
İlçe sınırları içerisinde tarih öncesine ait hayat izleri taşıyan kalıntılar olan höyükler, eski eserler bakımından bakir inceleme alanlarıdır. Beyler, Semahöyük ve Müren höyükleri en önemlilerindendir.   Halen Karaburun ve Kızılbel Kral Mezarları'nın onarım ve koruma çalışmaları sürdürülmektedir.    Kral Mezarları, Elmalı Sikkeleri, İskender Yolu, Fildişi Leto Ana Heykeli, Gümüş Kral Heykeli, Semahöyük Küp Mezarları, Yapraklı Köyü Yazılı Kaya, Armutlu Köyü Kaya Mezarı, Söğle Yaylası Arı Serenleri, Ömer Paşa Camii ve Medresesi, Sinan-i Ümmi Külliyesi, Vahab-ı Ümmi Türbesi, Abdal Musa Türbesi gezilebilecek önemli tarihi yerlerdir.


Tarihi Elmalı Evleri

Eski çarşıları, arastaları ve dar sokaklarıyla, her adımda tarihin derinliklerine uzanarak Anadolu kültürünü yansıtan,  geçmişinin cazibesini bugünlere taşıyan yöre; iklimi, doğa güzellikleri ve Sedir Ormanları ile büyük bir turizm potansiyeli taşımaktadır.
Cumbaları, eski tip pencereleri ve parlak renkleriyle ilçeyi süsleyen evler ise, zamanın çok gerilerinden bugünü anlatırcasına hala dimdik ayaktadır. Sadece yaşama değil, seyirlik zamanlara da ilham kaynağı olan çift cumbalı ahşap Elmalı Evleri, en az Safranbolu Evleri kadar otantik bir yapıya sahiptir ve karakteristik özelliklerinin çoğunu bugüne kadar korumayı başarmıştır.

Türk evi plan tipleri içinde açık sofalı tip, günümüze kadar kalmış en eski ev örneklerinde görülür. Türk evinin ikinci özelliği olan odanın bir yaşama birimi olarak çok amaçlı kullanımı Elmalı’da da aynıdır. Yine bir başka özellik olarak kargir bir kat üzerinde yükselen ahşap çatma ikinci varsa üçüncü katlar esas yaşama alanını oluşturur. (Günay,2008)
En az 500 yıllık bu evlerin mimari bir öğesi olan ahşap dokusunda, yörenin zenginliği olan sedir ağaçlarından bol miktarda kullanılmıştır. Süslemelerdeki stilize ağaçları, çiçek motifleri ve altı köşeli yıldızlarıyla da Anadolu Kültürünü yansıtan eşsiz örneklerdendir.
Etrafı ormanlarla çevrili Elmalı'da ahşabın mimari bir malzeme olarak kullanıldığı yapılar içinde en görkemlileri Elmalı'nın Tahtamescit Mahallesi Aylar Sokağındaki Elmalı Evleri’dir ki bu sokakta adım adım tarihin izine tanıklık etmek mümkündür. 
Eski Elmalı kent dokusunda yer alan ahşap evler, geleneksel Türk ev mimarisinin önemli örneklerindendir. Bu evler; Safranbolu, Bursa, Kastamonu gibi Anadolu’da yer alan birçok yerleşim yerindeki evlerin tipik özelliklerini yansıtmaktadır. Elmalı evlerinin oluşumunda; topografik konum, iklim özellikleri, mahalleler ve sokakların durumu belirleyici rol oynar. Topografik konum; evlerin kat, cephe gibi unsurlarına, iklim; yönleniş ve yerleşimine, mahalle ve sokaklar ise; gelişimine tesir etmiştir.  Elmalı’nın eski kent dokusu içerisinde yer alan mahalleleri ve burada yer alan evleri yapısal bir takım farklılıklar göstermektedir. Örneğin; İplik Pazarı Mahallesi, Ağalar Kütük Camii sokağı çarşı başlangıç noktasındaki evler, eşraf ve saygın ailelerin evleri şeklinde düzenlenmiştir. (Duymaz,2008)
 
Koruma ve Kültür Turizmi
Elmalı’ da yöresel mimari çalışmaları 1996 yılında Elmalı Kültür Turizm Dayanışma Derneği, Elmalı Belediyesi, Mimar Sezai Battal ve halktan duyarlı kişilerin desteği ile Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Raha Günay yönetiminde 4 yıllık yaz dönemlerinde süren bir gurup bilim adamı ve öğrencilerinin titiz, özverili çabaları ile oluşturuldu. Röleve çalışmaları sonucunda daha sonraki yıllarda bir çok tarihi ev koruma altına alındı, restorasyon çalışmaları yapıldı.
Elmalı tarihi kent dokusunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nca tescil edilen 127 adet sivil mimarlık örneği yapı, 7 adet anıtsal yapı bulunmaktadır. Sivil mimarlık örneği olarak nitelendirilen yapıların büyük bölümünü Elmalı’nın geleneksel kerpiç konutları oluşturmaktadır. Ayrıca çarşı bölgesinde yüzyıl başında kullanılan dükkânlar da bu grup içinde yer almaktadır. Kentsel sit alanına ilişkin sadece, 2006 yılında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yaptırılan ve ÇEKÜL Vakfı’nın maddi destek sağladığı Pınarbaşı Hacı Haliller ve Helvacılar sokaklarına ait sokak iyileştirme projeleri bulunmaktadır. 2005 yılında Elmalı Kaymakamlığı ve Antalya il Özel İdaresi, Tarihi Kentler Birliği’nin katkılarıyla Hasan Sıtkı Bey Konağı restore edilmiş ve kültür turizmine hizmet vermeye başlamıştır.



Öneriler :

Tarihi evleri korumadaki amaç, yöresel mimarinin sadece turizme kazandırılması değildir. Asıl amaç, bu evleri gelecek kuşaklara, özgün niteliklerini bozmadan iletmek olmalıdır. Bunun için bilimsel bir restorasyon gereklidir. Sadece turizmi düşünmek sakıncalı olabilir. Korunan evler kültür turizmi kapsamı içinde özgünlüğüne zarar vermeden kullanılabilir. Restorasyon aynı zamanda bozmayı da içerdiğinden çok dikkatli olunmalıdır. 

Koruma anlayışının gelişebilmesi için korunacak kültürel mirasın tarih için ne kadar önemli olduğunun anlaşılmasının yanında, içinde yaşayan insanlar, bölge ve ülke halkı için nasıl bir yaşam merkezi olabileceği anlaşılmalıdır. Bu bilinç ile koruma amaçlı imar planı hazırlıkları tamamlanmalı, planlamaya dair getirilen kararlar doğrultusunda müdahalelerde bulunulmalıdır. (Serbest,2008)

Kentte yer alan kültürel mirasa ait yapıların tümünün, rölöve planlarının çıkarılarak hızla restorasyon projelerinin hazırlanması zorunluluğu göze çarpmakta, sadece tescil altına alınmakla yetinilmeyip mimari bir takım müdahalelerle korunması gerekmektedir. Özellikle, mevcut durumu sağlam ve yaşanılabilir halde olan bazı mekânların restorasyonlarının hızlı bir şekilde ele alınması gereklidir.(Duymaz,2008)

Elmalı’da tarihi evleri korumak ve yaşatmak için yerel yönetimlerin göstereceği desteğin ve çabaların önemi artmaktadır. Elmalı’da koruma çalışmalarının Elmalı genelinde yayılmasını sağlamak, tarihi çevre bilincini bölge halkına bilinçli bir şekilde aktarmak, restorasyon projelerinin hazırlanması sırasında halka yol gösterecek merkezleri oluşturmak bütüncül bir koruma sağlamak açısından gereklidir. Bu yapılmazsa dışarıya göç veren bir bölgeye dönüşen ve yapıların çoğunluğunun sezonluk kullanımının yaygın olduğu Elmalı’da, günümüze kadar ulaşan geleneksel evlerin yaşatılması mümkün olmayacaktır.

Bölgemizde Kültür Turizmi anlayışı gelişmektedir. Benzer bir çalışma Antalya İbradı Ürünlü Köyü’nde yöresel mimariye uygun evler inşa ederek düşünülmüştür. Akdeniz Üniversitesi’nde bir gurup bilim adamı proje hazırlamış ve 2006 yılı Barlas Küntay Turizm Araştırma Ödülü’nü kazanmıştır. “Unulla’da Yaşam” fakat bu güzel çalışma Antalya’daki klasik turizm anlayışını aşamadığı için yatırımcılardan gerekli destek bulamamış, proje hayata geçirilememiştir.

Elmalı, tarihi potansiyeli ve eski Osmanlı ev dokusunu halen koruması nedeniyle kültür turizmi açısından çok zengin olanaklar sunmaktadır. Antalya’ya yakınlığı nedeni ile sadece deniz, kum, güneş için Antalya’ya gelen turistlere alternatif turizmi de tanıştırabilir. Antalya turizm gelirlerinde Elmalı evlerinin restore edilerek turizme kazandırılmasıyla önemli artışlar olacaktır. Bu evlerin bilimsel restorasyonlarının yapılarak, özgün mimarileri bozulmadan butik otel ve pansiyon olarak değerlendirilmeleriyle de, hem tarihi değerlerimiz korunacak hem de bölge alternatif turizm gelirleriyle kalkınacaktır. Elmalı Antalya’nın Safranbolu benzeri büyük bir alternatif turizm potansiyelini barındırmaktadır ve sadece bunu görebilecek girişimcilere ihtiyaç vardır.

 *2010
yılı Balıkesir Kent Sempozyumunda sunulmuştur.
KAYNAKLAR
 Antalya Valiliği 2010, Dünden Bugüne Antalya, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Antalya.
Yrd.Doç.Dr. Sibel MEHTER AYKIN, Prof.Dr. Şafak AKSOY, Doç.Dr. Akın AKSU, Yrd.Doç.Dr. Hakan ER, Yrd.Doç.Dr. Sedef ALTUN, Arş.Gör. Bahattin ÖZDEMİR, Rezan KULAKSIZ. 1. Barlas Küntay Turizm Araştırma Ödülü (13 Nisan 2006) “Unulla'da Yaşam” 
Duymaz, A. Şevki, 2008. Kentsel Gelişim ve Mimari Yapılar Üzerine Bir Çalışma Örneği: Elmalı Şehri ,S.D.Ü Fen Edebiyat Fakültesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2008, Sayı:18, ss. 205-220.
Ekiz, Abdullah. 2001. Dünden Bugüne Elmalı, Akdeniz Yayınları, Antalya.
Günay, Reha. 2008. Elmalı ve Yöresel Mimarlığı, Ege Yayınları, İstanbul.
Modül Planlama, 2007, Elmalı-(Antalya) Koruma Amaçlı İmar Planı Araştırma ve Değerlendirme Raporu, Ankara.
Serbest, Hacer,. 2008. Elmalı Kentsel Sit Alanında Bulunan Tescilli Konutların Günümüzdeki Durumları Koruma Sorunları, Değerlendirme Önerileri, Yüksek Lisans Tezi, S.D.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Isparta.  
Işıl POLAT, K. Kutgün EYÜPGİLLER ve Mine TOPÇUBAŞI, 2008,  KENTSEL KORUMA ÇALIŞMASI: ELMALI, Gazi Üniv. Müh. Mim. Fak. Dergisi.  Cilt 23, No 4, 853-862, 2008          
www.elmali.gov.tr            www.elmali.bel.tr            

12 Haziran 2011 Pazar

YALAN DÜNYA MAĞARASI-GAZİPAŞA-ANTALYA

YALAN DÜNYA MAĞARASI GAZİPAŞA-ANTALYA 5/12/2010

HADİ İSTANBULLU

TODOSK güzel bir Pazar gününde Gazipaşa Yalan Dünya Mağarasına 16 kişi ile etkinlik düzenledi. Temuçin Aygen Mağara Araştırma Biriminin düzenlediği etkinlikte katılımcılar keyifli anlar yaşadı. Gazipaşa - Anamur yolu üzerinde yer alan Mağarya 11:30 da varıldı. Daha önce de bir çok kez etkinlik düzenlenen mağaranın turizm e açılması ile aydınlatılmış yeni hali beğenildi. Beyrebucak köyü içerisinde yer alan mağara,köy tarafından işletiliyor. Mağara yeni turizme açılmış, daha önce sahipsizce hoyrat ellerde biraz yıpranmaya uğrayan mağara,yeni işleticileriyle tekrar hayat bulmuş. Bilinçli bir şekilde düzenlenen ışıklandırma ve yol çalışmaları mağaraya pek zarar vermemiş. Bazı toprak ve suyla tıkanmış bölgeleri temizlenerek mağara genişletilmiş. Önceleri oldukça kısa olan mağara uzunluğu yeni haliyle tatmin edici bir uzunluğa ve gezilebilir bir duruma getirilmiş.
Yalan Dünya Mağarası 1994 yılında Gazipaşa Belediyesi tarafından ışıklandırılıp ziyarete açılmış. Fakat uzun düre atıl duran ve korunamayan mağara 2 yıldır Beyrebucak köyü tarafından yeniden düzenlenerek ve ışıklandırılarak korunuyor ve işletiliyor.
Mağarada 400 metre boyunca girişten itibaren basamaklarla inilen galeriler,inanılmaz güzellikler sergiliyor. Sarkıt ve dikitlerin oluşumları, odacıklar, oyuklar ve tünellerle devam eden mağara yolculuğu sırasında, yüksek tavanlardan iki bölüm geçilen tünellere varıncaya kadar inilip çıkılan demir basamaklar bulunuyor. Çöküntü nedeniyle ilerleme imkanı olmayan bu bölümde mağara gezimiz dev galeride son buluyor.
Mağarayı işleten Mehmet bey,mağaranın gelişimi ve turizm e kazandırılması sürecini anlattı. Mağara birim sorumlusu Hadi İstanbullu da mağaraların oluşumu ve mağaranın önceki hali ile ilgili bilgiler verdi. Grubumuz mağarada keyifli anlar yaşadı bol bol fotoğraf çektirdi. Çıkışta bizleri odun ateşiyle ısıtılmış bir semaver çay bekliyordu. Mağara girişindeki dinlenme yerinde çevrenin doyumsuz manzarası ile çaylarımızı yudumlarken orada bulunmanın hazzını yaşadık.
Mağaradan sonra Gazipaşaya uğrayıp öğle yemeği için alışveriş yaptık. Bölgede lezzeti ile ünlü Meşhur Keçiboynuzu pekmezi ve bol bol muz aldık. Bölgenin diğer güzelyeri Koru Denizi mevkisinde Havuzlar denilen bölgede öğle yemeği molası verdik. Grubumuzun az olması hepimizi kaynaştırdı ortak bir sofrada koca bir kayanın üzerinde nefis havuzlu deniz manzarasına karşı yemeklerimizi yedik. Pekmezlerin lezzeti ve verdiği enerji hepimizi coşturdu.Pekmez espirileri gezi boyu hepimizi güldürdü.
Sahilde havuzlu bölgede gezimizi sürdürdük.Doğal kayaların denize bitişik oluşturduğu havuzlar hepimizi etkiledi. Yazın herkezin yüzdüğü doğal havuzlar hem deniz hem havuz keyfi sunuyor.

“Dünyada eşi benzeri olmayan doğal havuzlardan oluşan Koru Denizi kayaları denizi kendi kendine temizliyor. Kıyı taşlarının bir özelliği de deniz içindeyken işlenebilir özellikte olup dışarı çıkarıldığında sertleşmesi olarak görülüyor. Bu nedenle yıllarca bu taşlar kesilerek su değirmen taşı olarak kullanılmış. Aynı ince gözenekli taşlar arasında lezzet kazanan mısır buğday öğütülmüş. Taşların serin tutma ve dekoratif güzellik verme özelliğini de keşfedenler inşa ettikleri evlerin duvarlarında yine Koru Denizi taşlarını kullanmışlar. Yıllarca gerek değirmentaşı gerekse evler için taş kesen Lüle Abdurahman isimli kişinin ismine izafen Koru Denizine halk arasında Lüle Denizi de deniyor. Günümüzde bölge sit alanı olarak korunuyor gün batımı izleniyor fotoğraf çekiliyor denize giriliyor.”
Yolumuza Selinus Antik Kenti yollu üzerinde bulunan Fikret Otyam ve ailesini eskiden kaldığı eve gittik.
“Selinus Antik Kenti Hacı Musa Çayını yedeğine alıp uzandığı burun gibi sahile ulaşırken sterejik konuma sahip Selinus Kalesi Gazipaşa'nın hem doğusunu hem batısını görebilecek en yüksek tepede yer alıyor. Kaleye çıkmak isteyenler Şekerhane köşkü hamam su kemerleri antik kapı Selinus mezar anıtı gibi çeşitli kalıntıları görerek Musa Çayı paralelinde ilerleyerek dalgakıranlı büyük limanın yamacına geliyorlar. Burada kaleye çıkan merdivenleri tırmananlar Kızılin Mağarasına doğru Gazipaşa'nın plajı sahili yat limanı kıyı yerleşim alanının bütününü tepeden görebiliyorlar. Kalenin diğer tarafında ise İlginç bir kaya yapısı gözlenen Koru Denizi bulunuyor.”
Antik kente bir gurup arkadaşımız dik merdivenleri çıkarak ulaştı. Kısa bir gezinti yaptı. Kültür bakanlığının yarım kalan restorasyonu ve bakımsızlık buraları sahipsiz bırakmış. Gazi Paşaya büyük hizmetleri olan Fikret Otyamın gitmesi de buraları garip kalmış. Otyamların Otantik evinde hatıra fotoğrafları çektiriyoruz. Evin yeni sahipleri bizleri sıcak karşılıyor.Beslediği güvercinleri gösteriyor. Evin dekoru,tasarımı ve sanatsal incelik,bahçesi hepimizi hayran bırakıyor. Tam bir sayfiye,dinlenme yeri,limana bakan eşsiz manzarası ve sakinliği Otyamların hala etkisi süren güzelliğini ve yaşama sevincini sanki sürdürüyor. Sanki birazdan Fikret Otyam karşımıza çıkacak ve insan sıcağı gülümsemesiyle eşsiz misafirperverliği ile bir Anadolulu selamı verecek bizlere çay ikram edecek. Yıllar önce gene bu bölgeye yaptığımız TODOSK un gezisinde bir gurup arkadaşımızın Otyamları ziyaret ettiğini ve güzel karşılandıklarını biliyordum. Limanın yeni hali eskiden Mağara gezisi sonunda öğle yemeği yediğimiz ve denize girdiğimiz bu bölgeyi çok değiştirmiş. Artık gitme vakti geliyor veda ederek dostlardan ayrılıyoruz.
Akşam güneşinin kızıllığında Antalya yolu bizi aydınlatıyor.Yolda verdiğimiz fotoğraf molaları ile bu eşsiz gün batımı törenini kaçırmıyoruz.Yolboyu neşeli fıkralarla türkülerle Antalya yolu kısalıyor. Herkes doğanın eşsizce insanı tazeleyen,yenileyen büyüsüyle ve yeni dostlukların tadıyla evlerine kavuşuyor.

54 Ay 40 Ödül

TASARIM DAHİSİ   HAKAN GÜRSU ANTALYADAYDI :
İnovasyon, tasarım ve ar-ge danışmanlığı yapan Dünya Tasarım Oskar’ı olarak bilinen New York Uluslararası Tasarım Ödülü’nü (IDA 2007) VOLITAN projesiyle 1438... proje arasından birinci olarak alan, proje ve tasarım alanında  ,54 ayda 40 uluslararası ödül alan ODTÜ Öğretim Üyesi Dr. Hakan Gürsu Akdeniz Üniversitesi İİBF Konferans salonunda   “İnovasyon ve Tasarım” konulu  seminer verdi.    Güneş ve rüzgarla çalışan ödüllü teknesi Volitan ile ilgili bilgilerin yanında, granül toprakla çalışan orman yangın söndürme aracı “Fireknight” , katlanabilir ve araba arkasında taşınabilir güneş enerjisi ile çalışan portatif yeni tekne modeli “Foscat 32”, bir dizi ödüllü ve patentli sağlık ürünlerini ve diğer ödüllü tasarımlarını katılımcılara anlatma imkanını buldu.
Oldukça ilgi çeken seminerde Antalya işadamları ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. Hatta Elmalı ilçemizden Meslek Yüksek Okulu öğrencileri bile sempozyuma katılmak için 4 saatlik yolculuğu göze aldılar. Gürsu müthiş özgüven, cesurca söylev dili ve ince mizah yeteneği ile sunumunu yaptı. Birçok bilimsel tanımı, açıklamayı halk diliyle ne güzel anlattı. Sabah 9.30 dan akşam 17.00 ye kadar olan seminerde hiç yorulmadan ve yormadan dinleyicilere çok güzel dakikalar yaşattı. Bir bilim adamının halk diliyle bir çok bilimsel gerçeği bu kadar yalınlıkta ve netlikte anlatması, kendisini yetiştirmekteki yeteneği ve yorulmak bilmez enerjisi bir çok bilim insanı için örnek alınacak bir durum olsa gerektir. Birçok tasarımıyla dünya çapında aldığı ödüllerle hala devletten yeterli desteği alamamış olması düşündürücüdür. Özellikle susuz yangın söndürme aracı “Fireknight”  ın seri üretilememiş olması da ilginçtir. Orman bakanlığının siz iki tane yapın baklalım sonrasında bir çok sipariş veririz demesi fakat o iki tanesinin nasıl üretileceği konusunda destek olmaması da ilginçtir..İşin en ilginç yanı bir çok ülkeden çalışması için teklif gelmesine karşın hocamız her şeye rağmen yaşadığı ülkesi için bir şeyler yapmaya hala direnmesi. Şu saptaması çok ilginç; ”Ben gidersem sen gidersen bu ülke kimlere kalacak.bu ülkenin sorunlarını kim çözecek.? Bizi yetiştiren ülkemize borcumuzu ödemek zorundayız.” Hocamızın diğer bir özelliği de yaptığı bir çok tasarımda ekibinin rolünün önemini anlatması.
Her sözünde  ekibini öven Gürsu bu başarıları ekibiyle sağladığını ,iyi organize olmuş bir ekiple bir çok projenin başarılı olabileceğini anlattı. Türk insanının genelde en büyük eksiğinin organize olamama ve ekip çalışmasına yatkın olmaması sonucu bunun başarıyı engellediğini dile getirmesiydi.  Kendisinin sadece bir problem çözücüsü olduğunu anlattı.  Yaptıklarının abartılmaması gerektiğini her kesin kendine göre yeteneği olduğunu belirtti. Yeteneğin başarıda çok az bir rolü olduğunu asıl rolün çok çalışmak olduğunu anlattı. Diğer önemli özelliği ise çok yönlülüğüydü. Hemen hemen her biri birbirinden farklı konularda ve hepsinde de derin uzmanlık gerektiren ürünlerin  tasarımlarını  yapabilmesi bizleri etkiledi 
Ülkemizin kalkınmasının sırrı yenilişim -İnovasyon- yapmaktan geçiyor. Ülkemizde  geliştiği söylenen ekonomik büyümeye de  çok çarpıcı bir örnek verildi.:. “Obez Çocuk” sürekli yiyen ve şişmanlayan hareket kabiliyeti sınırlı, koşamayan zıplayamayan yaşıtlarından böyle giderse hep geri kalacak  bir şişman çocuk. Ülkemizde yenilik ve buluştan ziyade yabancı ülkelerdeki taklit ürün yapmaya önem verildiğini, ve modası geçmiş ürünlerle insanların aldatıldığını, teknolojik inovasyon da geri kaldığımızı belirtildi.. Tek kurtuluşumuzun kendi buluşumuz olan ürünleri üretmemiz ve dünyada rekabet edebilmemize bağlı olduğunu söylendi. Mevcut durum sürerse yabancı ülkelerin teknolojisini kullanan ve bağımlılıktan kurtulamamış, batının sadece pazarı olan az gelişmiş bir ülke olarak kalacağımızı belirtti. Ülkemizde satın alınan 225 milyon cep telefonu sayısını da örnek gösterdi….Gürsu’nun hak ettiği değer hala devlet  ve özel kuruluşlarımızda anlaşılamamış, bir çok tasarımının hala seri üretime geçememesi de bunu gösteriyor. Ama o hala çalışmaya devam ediyor. Gençler de ona örnek olamaya devam edecek ve bu ülkede birçok Hakan Gürsular çıkacak.

DİM MAĞARASI –ALANYA- GEZİSİ 8/5/2011

Grubumuz 12 kişiyle yola çıktı.Alanya yolu üzeri bir çay molası verdikten sonra yaklaşık 2.5 saat sonra Dim mağarasına ulaştık. Ekibimiz mağaraya girmenin heyecanı içinde beklerken,mağara hakkında genel bilgileri verdik. “Dim Mağarası Türkiye'nin Akdeniz kıyısındaki Turizm Merkezi Antalya'ya 145 km, Alanya ya 11 km. uzaklıktadır. Mağara Deniz seviyesinden 232 m yükseklikte olup, 1691 m yüksekliğindeki Cebel Reis Dağı'nın batı yamacında yer alır. Alanya'dan Dim Mağarası'na Kestel Beldesi üzerinden, Dim Çay vadisinden ve Tosmur Beldesi üzerinden asfalt yollarla ulaşılabilir. Dim Mağarası eski çağlardan beri bilinmekte ve bir bölümü çevre halkı tarafından barınak olarak kullanılmakta idi. Mağara bilimcileri tarafından ölçümleri yapılıp ortaya çıkarılması ise1986 Yılında oldu. MAĞTUR A.Ş. bu mağarayı turizme kazandırmak amacı ile 1996 yılında devletten kiralayarak bir yılı aşkın bir süre içinde mağara içi ve dışı inşaat ve aydınlatma projelerinin uygulamalarını tamamlamış, Eylül 1998 yılında hizmete açmıştır. Dim Mağarası, Türkiye'de özel teşebbüs tarafından turizme açılan ilk mağaradır”
Daha önceki yıllarda Dr.Temuçin Aygen Hocamızla birlikte Todosk la bir çok kez mağaraya gezi yapmıştık. Alanya belediyesinden küçük demir parmaklıklı kapının anahtarını özel izinle alır gezimizi yapar giderdik. O zaman mağara turizme açılmamıştı.
Mağaranın yeni hali de güzel,oluşumlara zarar vermeden turizme açılmış. Burada deneyimli uzmanlardan bilgi ve yardım alınmış.
Ekibimizle mağaranın içinde ilerliyoruz rengarenk oluşumlar suyun bir heykeltraş ustalığı ile yarattığı şaheserleri izlerken doğanın gücüne ve güzelliğine bir kez daha hayran kalıyoruz.
Mağara iki koldan geziliebiliyor,kısa ve uzun rota. Uzun rotanın sonunda bizi billur bir yer altı gölü karşılıyor. İçerde tatlı esen meltem rüzgarı gibi kulaklarımızı kaval sesinin esintileri karşılıyor. Bir müzisyen kaval çalıyor, bu gezimizi daha da keyiflendiriyor. Ses dalgalarının mağara içinde yarattığı akustik bizleri inanılmaz bir konser dinlememize neden oluyor. Bol bol resim çektirip çıkışa geliyoruz. Dim çayına doğru giderken yolda bir Muşmula –Malta Eriği-ormanına giriyoruz. Hiç bukadar sık ve bol Muşmula ağacını görmemiş dostlarımız için biraz tatmak için duruyoruz. Bahçe sahipleri harıl harıl muşmulaları sandıklara dolduruyorlar. Birazdan Alanya halinde satılmayı bekliyecekler.Biz de 2 sandık alıyoruz .Dalından meyve yemeğin tadına doyum olmuyor.
Yemek molamızı Dim çayında Pınarbaşı tesislerinde veriyoruz. İsteyen nefis ve ilk defa bu kadar iri gördüğüm alabalıkların tadına bakıyor,isteyen kumanyasını açıyor herkezle paylaşıyor. Grubumuzun az olması birlikte dayanışmamızı ve dostluğumuzu geliştiriyorYıllardır devam eden baraj sonunda bitmiş. Baraj gölünde kısa bir mola veriyoruz. Dim çayı üzerinde yeralan alabalık tesisleri ve lokantaları var.Oldukça soğuk olan suda kimileri serinliyor. Tesisler bu bölgenin en güzel yerlerinde, suyun serinletici ve arındırıcı gücü her yere hakim. Yemek molamızda çok keyifli geçiyor.Alanya ya dönüşe geçiyoruz. İskelede kısa bir mola veriyoruz. Alanyayı güzel manzarasında fotoğraflarımızı çekiyoruz. Güzel bir geziden kalan dostluklarla evlerimize dönüyoruz. Yeni gezi ve dostluklarla buluşmak üzere…

ALKIŞ SANAT KURUMLARIMIZA…

Bir kurum   düşünün  ki  hep  kendisiyle yarışsın, çevresine yararlı olsun ve sürekli gelişsin.  Özel ve Devlet   kurumlarımızda   nadiren karşılaştığımız “bir vizyonu olma, kendini hep yenileme ve sürekli gelişmeyi” artık Antalya da sanat kurumlarımızda da  görmekteyiz.
Büyük Şehir Belediyesinin organize ettiği ,   bu sene ilk kez yabancı çocuk folklor ekipleri dışında Antalya  özel sanat kurumlarının çocuklarımızın gösterilerine yer verildiği 23 Nisan    gösterileri izleyenleri büyüledi. Sanat Kurumlarımız geldikleri güzel  durumu  çok güzel gösterdiler .
Antalya Devlet Tiyatrosunun bu yıl 2.Uluslararası Tiyatro festivalindeki başarısı ve  Antalya Devlet Opera ve Balesinin -ANTDOB- bünyesinde   yapılan   çocuk koroları ve bale  çalışmaları yıl sonu gösterileri çok takdir aldı.
2. Yılına giren Uluslararası Tiyatro festivali    bu yılda izleyici rekoru kırdı. Görkemli görsel şölen ilk gün gösterisi İtalyan grubu nun ”Doğal Yapaylık” Cumhuriyet Meydanında sahnelendi.    Bir insanın hayatında kolay kolay izleyemeyeceği  görsel şölen oyuncuların  gök yüzünde şiir ve ışık  la dansı, bizleri  zengin bir düş dünyasına götürdü. Tiyatro halkla bütünleşti, zaman ve mekan kaygısı kayboldu. Dekor kostüm ve teknik mükemmellik Antalya nın sanat kenti  imajını perçinledi.  “Tutkunun Dansı” ile Küba gurubunun Yat Limanındaki muhteşem gösterileri de    dakikalarca alkışlandı.  Bir dansın, bir melodinin yürekten icra edilişine tanık olduk. Sanki zaman durdu ve  kendimizi evrensel müziğin dalgalarına bıraktık, yeniden doğduk. Bu gösteriler bizlere bir dünya kentinde yaşadığımızı hissettirdi. Artık bir çok uluslararası   sanat gösterilerini Büyük kentlere gitmeden Antalya dan da  izleye bilme ayrıcalığına sahibiz. Yeter ki   sanat kurumlarımızı destekleyelim. İnanıyorum ki kentimizin daha pek çok kurumu destek olunursa  daha büyük projeleri gerçekleştirebilir bir  potansiyele sahip.  ADT ye bu güzel organizasyonu için teşekkürler.
Antalya Opera Bale Sanatçıları Derneği, Devlet Opera Balesi bünyesinde her yıl çocuklarımıza bale,müzik ve koro çalışmaları veriyor.  Yıl sonu gösterileri bu yılda büyük bir coşku  ile   geçti.  Haşim İşcan  Kültür  Merkezinde  yapılan gösteriler herkesi büyüledi. Veliler çocuklarıyla gurur duydu. Aileleri ve Antalya Devlet  Opera  ve Balesini bu kutsal ve güzel özverili çalışmaları için kutluyoruz.
Çocuklarımızın sanat ve kültürel gelişimi, usta sanatçılardan aldıkları doğru eğitim sayesinde gelişiyor. Disiplini, sevgi ve saygıyı, paylaşımı, ekip çalışmasını, sabrı, yaşamın güzelliklerini fark etmeyi  ve  kendiyle barışık olmayı öğreniyorlar. Sanat bir insanı heykeltıraş inceliği ve ustalığıyla yontar, kabalıklarını düzeltir ve insan olmanın değerini öğretir. Hayata daha mutlu ve farklı bakmayı sağlar.   Bu nedenle çocukların erken yaşta normal eğitimlerinin yanında sanat eğitimi alması ileriki yaşamları için hem ailelerine hem de kendilerine büyük kazançtır. Sanatla ilgilenen çocuk yetişkinliğinde olumsuzluklardan etkilenmez, üzülmek yerine  sorunları avantaja çevirmeyi öğrenir, çünkü kendi özgüveni sayesinde zorluklarla mücadele etmesini ve hayatın güzelliklerini tüm olumsuzluklara rağmen görmesini öğrenmiştir.
Çocuklarına sanat eğitimi aldıran aileleri ve Antalya da sürekli gelişen özel ve devlet sanat kurumlarımızı tebrik ediyor daha fazla çocuğumuzun sanat eğitimi almasını  diliyoruz, çünkü ülkemizin  güzel geleceğini  şimdinin çocukları  şekillendirecek…