14 Aralık 2015 Pazartesi

Kazanan Kuruluşlar için : Önce Eğitim sonra Girişim

Kazanan Kuruluşlar  için : Önce Eğitim sonra Girişim

 Sürdürülebilir iş kurmak kolay değil, öyle her baba yiğidin  de harcı değil.   Kolay para kazanmak devri artık kapandı.  Azıcık sermaye bulan  hemen köşeyi dönmek istiyor. İşi resmiyette kurmak çok basit. Önemli olan onu sürdürebilmek. Başarı; işletmeyi ölçülebilir, sürekli gelir getiren bir işe dönüştürebilmek.  Kolayca kurulan hesapsız işletmelerin   sonları  ortada. Caddeler kiralık, devren satılık iş yeri ilanları ile dolu. Çoğu  6 aya varmadan kapıya kilit vuruyor. Neden ?  Çok basit   müşteriyi bulmadan  doğru dürüst piyasa, pazar araştırması yapmadan işlerini  kuruyorlar da  ondan.    Göç yolda düzelir. İşyerini açalım gerisi Allah kerim inşallah başarırız anlayışı ile bir yere varamıyorlar. Maalesef evdeki hesap çarşıya uymuyor. Kulaktan dolma bilgilerle çevrenin yanlış yönlendirmesiyle, birileri kazanıyorsa bu  işten ben de kazanırım mantığı ile sadece sermayenin önemli olduğu inancıyla  çok hızlı  kurulan işler aynı hızla batıyor. Sporda bile müsabakaya hazırlanan sporcular çok uzun hazırlık devresi geçirmek zorundalar. Sürekli formda kalmak, rakibini iyi tanımak ve her türlü inceliği ve oyunu öğrenmek zorundalar. Ancak belli seviyeye geldiğinde yarışmaya çıkabiliyorlar. Gerekli hazırlığı yapmadıysa yenilgi kesin. İşletme açmak da bundan farklı değil elbette. Her işin bir inceliği var. Gözü  karartıp rastgele işlere dalmak cesaret değil  girişimcilik hiç değil.
Önce  bunun eğitimini almak gerekiyor.   Biz gerçekte müşteriye ne satıyoruz? Ürünümüzün değer önerisi nedir? Hız mı, performans mı, sağlık mı, fark edilmek mi, dayanıklılık mı, uygun fiyat mı, güven mi? tazelik mi? Müşteri bizden gerçekte ne istiyor? Bunu iyi belirledik mi? İşin maliyeti nedir? Hangi teknoloji gereklidir? İleride ne gibi masraflar çıkar, işin müşterisi var mı? Bu müşteri sayısı  bizim işimizi yürütmeye yeter mi? Biz   hangi sorunları çözüyoruz veya ihtiyacı karşılıyoruz?  Başkaları bu sorunu nasıl çözüyor, bizim farkımız nedir? Neden bizden satın alsınlar?  Rakiplerimize karşı   üstün ve zayıf yanlarımız nedir?  Tüm bu ve benzeri sorulara doğru cevap vermeden kurulan işletmeler maalesef başarılı olamıyor.
 Önceden  eğitim almadan ve bir iş modeli  ve planı olmadan  yapılan girişimler sağlıklı kurulamıyor. Uygulamalı  eğitim alıp belli bir iş planı    içerisinde hazırlık yapılarak kurulan işletmeler daha uzun süre yaşıyor. Hesapsız kitapsız kurulan işletmelerde kaybeden sadece işi kuranlar değil, aslında toplum olarak kaybediyoruz. Kapanan işletmelerle  sokağa atılan paralar  aslında bizim milli servetimiz.  Doğru konumlanmadan hatalı yerlere açılan işletmeler   yakınlarındaki  benzer işletmelere de zarar veriyor, çünkü haksız rekabet yaratıyor, zaten sınırlı olan müşteri bölünerek her iki tarafında zarar etmesine neden oluyor.  Yurt dışında gelişmiş ülkelerdeki uygulamalarda  her yere her işletme açılamıyor. İhtiyaç olunan yerlere belirli bölgelere nüfus ve pazar yapısına uygun yerlere işyeri açma izni veriliyor. Ayrıca eğitim almakda şart. Benzer uygulamaların ülkemizde de olması dileğimiz.  
Kosgeb ve İşKur un Uygulamalı Girişimcilik eğitim ve destekleri önemli bir eksiği gidermeye çalışıyor. Desteklerin artması ve eğitimlerin yaygınlaşması gerekiyor. Ticaret Sanayi  odaları ve esnaf odaları da daha yoğun destek ve eğitim sağlamalı ruhsat verirken bazı şartlar aramalıdırlar.  Bilgi ile kurulan girişimler daha uzun yaşarlar.  

5 Aralık 2015 Cumartesi

Genç girişimciler işsizliğe çözüm olabilir mi?

Ülkemiz  gelişmiş ve gelişmekte olan  ülkeleri içerisinde en fazla genç nüfusa sahip ülkeler arasında. Bu durum hem avantaj hem de dezavantaj olarak önümüzde durmaktadır. Enerji dolu gençlerimize iş olanakları ve kendi geleceklerini güvence altına alacak kendi işlerini kurmaları için gereken mekanizmaları kuramadığımız takdirde karanlık bir gelecek bizleri bekliyor.
Bir ülkenin kalkınma başarısı orada yaşayan eğitimli genç nüfusun varlığı, bunların üretime katılma gücü ve katma değeri yüksek ürünler üretmesiyle doğru orantılıdır. Gençlerimize kendi güzel geleceklerini oluşturma olanaklarını sunmadıkça zengin, refah ve kendine yeten bir ülke olmamız zordur, bunun yolu da onları çok iyi eğitmek ve iş imkanları sağlamak la mümkün olabilir.. Nüfus artışıyla birlikte işsizlerin çoğalmasıyla dünyada ve ülkemizde mevcut işletmelerin istihdam yaratma kapasiteleri sürekli düşüyor. İşletmeler maliyet artışlarıyla baş edebilmek ve rekabet nedeniyle maliyetlerini düşürmek zorundalar. Bu da daha az çalışanla nasıl daha fazla üretirim yaparım arayışlarına yöneltiyor işletmeleri. Teknolojinin gelişmesi daha az insanla çok iş görmenin yollarını da açıyor. Nüfus artışıyla iş bulanların sayısı ters oranda artıyor ve bu makas sürekli açılıyor.
Peki bu nu tersine çevirmek mümkün mü?
İstihdamı nasıl daha hızlı ve etkili artıra biliriz? Dünyada örnekleri bir çok ülkede denenmiş ve görülmüş uygulamalar var: Girişimcilikle kalkınma. Ülkemiz girişimciliği bir kalkınma modeli olarak benimser ve uygularsa istihdamın tıkanan damarları da açılabilir. Girişimcilik istihdam demek, üretim artışı demek, refah demek, milli gelirin artması demektir.
Peki nasıl bir model gelişe bilir?
Girişimcilere İşlerini belirli bir yere getirene kadar vergiden muaf tutma ve finansal destekler sağlayacak imkanlar yaratılmalıdır. Yetenekli girişimciler teşvik edilmeli, vergi uygulamaları değiştirilmeli genç girişimcileri zorlayabilecek bürokratik engeller azaltılmalıdır. Devletin sağladığı ya da desteklediği girişimcilik eğitimi ve girişimci danışmanlığı mekanizmaları geliştirilmelidir.  Genç girişimcilere iş kurma destek ve teşvikleri artırılmalıdır. Genç girişimcilere yaptıkları yatırımları için vergi avantajları sağlanmalıdır. Gençlerin erken yaşlarda girişimciliğe ilgi göstermesi için ilk eğitimden başlayarak girişimcilik özendirilmeli ve eğitilmeleri sağlanmalıdır. Bunları sağlayamadığımız takdirde genç kuşaklarımızı kaybetmek durumundayız, bu durum da ülkemizin geleceğinde onulmaz yaralar açacaktır. Çünkü genç işsizler ordusu dünyada ve ülkemizde devamlı büyümektedir. Sonuçlarını  dünyada çıkar savaşları yoksulluk, açlık, göçlerin artması ile  görmekteyiz.. Özellikle teknolojik girişim, e ticaret ve mobil uygulamalar da, yazılım da öncü uygulamalarda gençlerimizin bilgi birikimleri ve yaratıcılıkları çok iyi durumdadır.
Dünya da hem eğitimli hem de genç nüfusa sahip nadir ülkelerdeniz. Kısacası gençlerimize güvenmeli ve onlara yol açmalıyız. Gençlerimiz girişimciliğe özendirilmeli ve desteklenmelidir. Gençliğimiz geleceğimizdir… 

23 Kasım 2015 Pazartesi



Girişimcilik çocuklukta başlar…


Girişimcilik bir kültürdür.  Hayatın içinde yaşayarak kazanılır. Önce ailede başlar; çocuğa sus, dur, otur la  davranarak değil ona insiyatif verilerek, güvenerek, deneyimlemesine fırsat verilerek, hata yapmasına, hatalardan ders almasına  izin verilerek gelişir. Her şeyi büyükler bilmez. Çocuklardan da öğreneceğimiz çok şey var. Kendi kendine denemeye öğrenmeye araştırmaya yönlendirilen çocuk bazen yanlışlar başarısızlıklar hatalar yapsa da öğrenecektir, hatalardan dersler alacaktır. Çocuk öğrenerek gelişecektir. Hiç bir şeyi yaşayarak öğrenmesine –denemesine  izin verilmeyen çocuk; yetişkin olduğunda  iş yapma yada  yapmak zorunda olduğu bir şeyi yapmaya kalkarsa tabiî  bedelini  daha büyük bir bedelle ödeyecektir. Kendi insiyatifi, karar alma yeteneğini geliştirmemiş bir çocuk yetişkinliğinde kendine güvensiz başkalarına bağımlı ve mutsuz bir yaşam sürecektir. Çocuklarımızı hep korumak isteriz. En basit işleri bile biz yaparız, ama aslında ona iyilik değil kötülük yaptığımızı biliyor muyuz? Bunun girişimcilikle ne ilgisi var der gibisiniz. Oysa çok büyük ilgisi var. Çocuğun hatalar yapmasına izin vermek gerekir. Sabırla gelişmesini izlemek gerekir. Bu yazı bir çocuk gelişimi yazısı değil elbette.   Birçok yetişkinin yaşadığı sorunlar aslında çocukluklarımızda yatan eksik hatalı eğitimlerden, yanlış baskı sonucu terbiyeden kaynaklandığını uzmanlar söylüyor. Çocukluklarında kısıtlanan, deneme yanılma ile bir çok şeyi öğrenmeyip hazır bulan bir çocuk tan  büyüdüğüne  de  girişimci olmalarını beklemek hayaldir. Girişimcilik denince akla ilk gelen yenilikçilik, fark yaratmak, farklı olmak, yaratıcı düşünmektir. Kimsenin yapmadıklarını denemek, risk e girmektir. Bunu çocukluğunda denememiş bireylerden girişimci olmalarını bekleyemeyiz. İcat ve keşiflerle patent sıralamasında dünyada neden geriyiz bunları sorgulamamız gerekir.

Bir ülkenin kalkınmasında yeni fikir ve icatların çokluğu,  verimlilik ve üretim artışının önemi yadsınamaz.  Ne kadar üretim ve yenilik yapılırsa ülke kalkınması o oranda gelişecektir. İnsanlarımız yenilik yapmaya teşvik edilmeli girişimci eğitim anlayışı bir kültür olarak uygulanmalı, yenilik yapan fark yaratan, farklı düşünen ayıplanmamalı aksine teşvik edilmelidir. Ülkemizde girişimcilerimiz ne kadar çoğalırsa işsizlikte   azalır gelişmemiz artar dışa bağımlılığımız azalır, zengin ve kendine yeten bir ülke oluruz. Çocuklarımız büyüdüğünde ayakları üzerinde durabilen, kendine güvenen mutlu  bireyler olmasını istiyorsak çocuklarımızı girişimci yetiştirelim.

10 Şubat 2013 Pazar

Elmalılı Hamdi Yazır Kent Müzesi

 


Elmalılı Hamdi Yazır Kent  Müzesi  Kuruluyor

                                                        

  Elmalılı Hamdi Yazır Kent Müzesi binası olarak kullanılacak geleneksel mimari özelliklere sahip Badazlıların Evi’nin restorasyonu devam ediyor.

Elmalı’nın tarihi ve kültürel değerlerinin korunması ve tanıtılmasını teşvik amacıyla hazırlan ‘’Şehr-i Elmalı’’ projesi kapsamında kurulacak kent müzesi, din  bilgini Elmalılı Hamdi Yazır adıyla anılacak
Elmalı ilçe merkezindeki kentsel sit alanı içerisinde ‘kültür varlığı’ olarak tescilli 127 yapıdan birisi  olan Badazlıların Evi’nin restorasyon projesi Mimar Özlem Durmaz tarafından hazırlandı. Yığma kerpiç ve ahşap ile 1938’de yapılan binanın restorasyon projesi Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nca da onaylandı. Binanın restorasyonu ve müze olarak düzenlenmesi 8 ayda tamamlanacak. Bir dönem Ziraat Bankası Elmalı Şubesi olarak kullanılan ‘Badazlıların Evi’, mirasçıları tarafından Elmalı Belediyesi’ ne bağışlanmıştı.
PROJENİN MALİYETİ
Elmalı Kaymakamlığı’na bağlı Köylere Hizmet Götürme Birliği (KHGB)’nin koordinatörlüğünde yürütülen projenin ‘’Şehr-i Elmalı’’ projesi Elmalı Kaymakamlığı, Elmalı Belediyesi, Akdeniz Üniversitesi, Elmalı Meslek Yüksek Okulu, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Elmalı Kültür Turizm Dayanışma Derneği ve Elmalı Müzesi’nin ortak çabalarıyla geliştirildi. Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) da 45 bini restorasyon ve 54 bini teşrifat giderlerinde kullanılmak üzere projeye 150 bin TL hibe desteği verdi. Müze binasının restorasyon işi toplam 125 bin + KDV olarak ihale edildi. Projenin kalan giderlerini KHGB karşılayacak. Beş yıl Kaymakamlık tarafından işletilecek müze daha sonra Elmalı Belediyesi’ne devredilecek.
PROJENİN ÇIKTILARI
Projede amaç,  Elmalı’ da yok olmakta olan tarihi konakların korunmasında bir bilinç oluşturmaktır. Badazlıların Evi’nde yaşamamış olsa da bu binadaki sergileme ile Elmalılı Hamdi Yazır’ ın ev yaşamını ve kendisini anlatmak ve Elmalı’ nın yok olmakta olan tarihi bilgi ve dokümanlarını  bir yerde toplayıp yok olmasını engellemektir. Proje kapsamında ayrıca ilçe merkezindeki turistik değerlere rahatça ulaşılabilmesi  için tanıtım tabelaları,   broşür, CD ve web sitesi hazırlanacak. Elmalı İlçesi Kırsal Turizm Platformu oluşturulacak ve Elmalı kent markası belirlenecek.
  Elmalı’ da mimari araştırma çalışmaları 1996 yılında başladı. Elmalı Kültür Turizm Dayanışma Derneği ve Elmalı Belediyesi  desteği ile Yıldız Teknik Üniversitesi’ nden Prof. Dr. Raha Günay yönetiminde   bir grup araştırmacı tescilli bazı  evlerin rölevesini yaptı.  İlçede tescilli 127 adet sivil mimarlık örneği yapı, 7 adet anıtsal yapı bulunmaktadır. 70 hektar büyüklükteki koruma altına alınan kentsel sit alanının Koruma Amaçlı İmar Planı 2008 yılında  onaylanmıştır. 2006 yılında Pınarbaşı, Hacı Haliller ve Helvacılar sokaklarında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Antalya Valiliği, Tarihi Kentler Birliği ve ÇEKÜL Vakfı’nın maddi desteği ile sokak iyileştirmesi yapılmıştır.   Arseven ve Eğretler sokaklarda ise maddi yetersizlikler ve ilgisizlikten restorasyon çalışmalarına başlanamamıştır. 
Karyağdı Mahallesi Selahattin Topçu Sokak’taki ‘Badazlıların Evi’ yığma kerpiç ve ahşap ile 1938’de yapılmış. Bina bir dönem   Ziraat Bankası daha sonra da Müftülük olarak da kullanılmış.   Müze binası restorasyon çalışmalarının başlaması nedeniyle düzenlenen törene Elmalılı Hamdi Yazır  Sempozyumu için ilçeye gelen katılımcılar ve E. Hamdi Yazır’ın İstanbul’da yaşayan akrabalarından Hamdi Yazır ve diğer torunları da  katıldı.  

  Mehmed Hamdi Yazır  : (1878-1942): Elmalılı Küçük Hamdi olarak da bilinen Mehmed Hamdi Yazır Elmalı’da doğdu. Rüşdiye'yi Elmalı'da bitirdi. 1895’te İstanbul'a gitti; orada Kayserili Mahmud Hamdi Efendi’nin derslerini izledi, dönemin önemli bilginlerinden de yararlanarak icazet aldı. Kadı yetiştiren Mektebi Nüvvab’ı bitirdi.  1905-1908 arasında Bayezid Camisi’nde dersler verdi. Bu görevi yürütürken Meşihat Dairesi Mektubi Kalemine atandı (1906). Bir yandan da Mektebi Nüvvab, Mekteb-i Mülkiye, Medresetü’l Vaizin ve Medrese-i Süleymaniye’de dersler verdi. Meclisi Maarif üyeliğinde bulundu. 1908’de II. Meşrutiyetin ilanından sonra Antalya Mebusu oldu.   1918’de Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye (Şeyhü'l-İslâmlığa bağlı Yüksek Müşavere Heyeti) üyeliğine, ertesi yıl da başkanlığına atandı. Damat Ferit Paşa’nın birinci ve ikinci kabinelerinde evkaf nazırlığı yaptı. 1919’da Meclisi Âyan üyesi oldu. İttihat ve Terakki’nin ilim şubesinde görev aldı.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Damat Ferit Paşa kabinelerinde görev alması nedeniyle idama mahkum edildiyse de Ankara İstiklal Mahkemesi’nde görülen davada aklandı.  İstanbul’a döndükten sonra zamanını Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kendisinden istediği Kuran yorumu (tefsir) çalışmalarına ayırdı. Hak Dini Kur'an Dili, Yeni Mealli Türkçe Tefsir (1935-1939, 9 cilt) Yazır’ın başyapıtı kabul edilir. 1914’te İrşadü’l Ahlaf fi Ahkami’l Evkaf’ı  yazmıştır. 1925’te Paul Janet ve Gabriel Seailles’ın felsefe tarihini geniş bir giriş ve notlar ekleyerek Metalib ve Mezahib adıyla Fransızca'dan tercüme etmiştir. Beyanü’l-Hak, Sırat-ı Müstakim, (sonradan Sebilü’r Reşad) gibi dergilerde çok sayıda makalesi yayınlanmıştır. (kaynak: AnaBritannica, cilt: 22) Ayrıca devrinin güzel sanatlarından olan hat ve mûsikî ile de ilgilenmiştir. Özellikle "Nesih" ve "Sülüs" yazılarda iyi bir hattat idi. Aynı zamanda hâfız olduğu için alaturka mûsikînin çeşitli makamlarıyla ciddi bir şekilde meşgul olmuştur. 

2 Mart 2012 Cuma

BURDUR-İNSUYU MAĞARA GEZİSİ

    • Mağarada etkileyici güzellikte sarkıt, dikit ve sütunların yanı sıra değişik boyutlarda 9 adet gölcük yer almaktadır. Bunlardan “Büyük Göl” adıyla anılan göl 512 m2’lik alanıyla, Türkiye’nin en büyük yeraltı gölüdür. Burdur Belediyesi tarafından, her yıl geleneksel hale gelen ve İnsuyu Mağarası’nın tanıtımını esas alan bir festival düzenlenmektedir. Grubumuz mağara içinde bol bol fotoğraf çekti. Büyük gölün manzarasına hayran kaldı.
      Mağaranın yürüyüşe açık olmayan bir çok yerini gözlemleyerek mağaranın muhteşemliği ve derinliği karşısında hayretlerimizi gizleyemedik. Çevreden yapılan su sontajlamaları sonunda gölün su seviyesinin azalmış olduğunu üzülerek gördük. Eğer kaçak sontajlar önlenmezse Mağara da göl görmek eski fotoğraflarda birer anı olarak kalacak. Yemek molası için Meşhur Burdur Şiş molası veriyoruz. Burdur da bizi BURDOSK un kurucularından Hüseyin Şenol karşılıyor. Tarihi Özsarı Kebap salonunda yemek ziyafetimiz sonunda Burdur Müzesi ilk durağımız.
      Burdurun geçmişine yolculuk yapıyoruz Antik dönemde yapılan mermer heykellerin büyüklüğü ve güzelliği karşısında büyüleniyoruz. Burdurun Antik kentleri ile zenginliğini gördükçe eskiden nasıl önemli bir kent olduğunu daha iyi kavrıyoruz. Burdurun tarihi konaklarına Hüseyin beyin rehberliğinde geziyoruz. Taşoda Etnoğrafya müzesi 17.yy Osmanlı sivil mimarisinin çok güzel bir örneği. Eşsiz süslemeleri ve kendine özgü mimari yapısıyla bizleri büyülüyor.
      Gezimiz Baki Bey Konağı ile devam ediyor. 17.yy sivil mimari özelliklerinden Burdurun günümüzde vali konağı diyebileceğimiz muhteşem bir yapı. Vitray pencereleri, altın gümüş varaklarla ve kalem işi boyalarla tavan süslemeleri, dolap kapakları pervazları ile dönemin en muhteşem örneklerinden bu yapı bizleri büyülüyor. Gezimiz Burdur gölünü sahil bölgesini ziyaretimizle ve muhteşem Göl manzarasında fotoğraf çekerek sona eriyor. Gölün suyunun çekilmesi eski ihtişamını azaltsa da manzarası muhteşem. Sonradan göl çevresinde gölü besleyen kaynakların suyunun sulama amacıyla alınması ile göl can çekişiyor.
      Fabrika ve doğal atıklardan gölün temizlenmesi ve eski ihtişamına kavuşturulması gerekiyor. Dalgasız düz yapısıyla su sporları ve sürat tekne yarışları yapılabilir ve ciddi turizm alanı özelliği olan Göl sahip çıkılmayı bekliyor. Hüseyin bey Bizlere Burdurluların kadim dostluğunu gösteriyor kendisine teşekkür ederek Burdur dan ayrılıyoruz.. Yeni mağara gezilerinde buluşmak dileği ile Antalya ya ulaşıyoruz.


22 Kasım 2011 Salı

TARİHİ ELMALI EVLERİ VE KÜLTÜR TURİZMİ*

 Elmalı evleri, sokakları, camileri, türbeleri ile sosyo- kültürel anlamda mimari örnekleriyle Osmanlı döneminin geleneksel yaşam tarzının bir oluşumudur. Kültür turizmi olarak değerlendirilebilecek tarihi evlerin bilimsel restorasyonla ekonomiye kazandırılması ve geleneksel mimarinin korunması ile gelecek kuşaklara aktarılması; yerel yönetimlerin ve halkın duyarlı katılımıyla mümkün olabileceğini göstermiştir. 

 Elmalı Coğrafyası ve Tarihi

         Elmalı ilçesi, Güney Anadolu’yu kapsayan Toros Dağları’nın Batı Akdeniz Bölgesine uzanan kıvrımları arasına sıkışmış çanak şeklindeki bir plato üzerindedir. Eski kent yerleşim birimleri, yaklaşık 2500m yüksekliğinde yer alan Elmalı Dağı’nın güney eteğinde bulunmaktadır. İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği 1050 metre civarındadır. İlçe bu yükseklik açısından ele alındığında bir yayla yerleşim olma özelliğini ortaya çıkarır. İlçenin güney kısmı bahçe, bağ ve ağaçlık alanlara sahiptir.(Ekiz,2001)
Yörenin tarihi, M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda yaşamış olan Likyalılar ile başlar. İlçenin M.Ö. 2000-3000 yıllarına varan yaşantısı, hala tarihin karanlık örtüsü altındadır. Ancak bu devirlere ait mezarlarda yapılan kazılar ve incelemeler, Likyalıların bir Asya Kavimi olduğunu göstermiştir. Likya olarak anılan bölge, Roma ve Bizans İmparatorluğu'nun, Selçuklu Devleti’nin, Teke Beyliği'nin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetiminde kalmıştır. Elmalı özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bölgenin en gelişmiş yöresi olarak kültür, sanat ve ticaret alanlarında çevresine örnek olmuş, Likya'nın kuzeyini temsil eden önemli şehirlerden biri olarak kabul edilmiştir.

Bölge, yönetim anlayışı olarak, Anadolu Selçukluları tarafından bu topraklara yerleştirilen ve bölgeye kendi adlarını veren Tekeli Türk boyları tarafından kurulup gelişir. Sultan Yıldırım Beyazıd döneminde de Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Gerek Teke beylerinin, gerekse ilk Osmanlı devrindeki Teke Sancak beylerinin bu bölgeyi yaylak olarak kullanmaları ve hatta bazı tarih kitaplarında Teke Sancağı’nın merkezi olarak Antalya yerine Elmalı’nın gösterilmesi, bu kasabanın kuruluşu ile ilgilidir.   Elmalı, Kabalı, Amelas ve Elmalu isimleri ile anılmıştır.   Türkler tarafından buranın yerleşim birimi olarak kullanılmasında yayla etkeninin önemli bir rolü olduğu söylenebilir. Günümüzde de aynı etkenin devam ettiği görülmektedir.(Duymaz,2008)


  Elmalı, Osmanlı Devleti'nin ilk zamanlarında Anadolu Eyaletine bağlı olan Teke Livası'nın merkezi ve Teke Paşaları'nın ikametgâhı olmasının ardından idare merkezinin Antalya'ya nakledilmesi üzerine ilçe haline gelmiştir.

 Arkeolojik ve Tarihi Değerler
İlçe sınırları içerisinde tarih öncesine ait hayat izleri taşıyan kalıntılar olan höyükler, eski eserler bakımından bakir inceleme alanlarıdır. Beyler, Semahöyük ve Müren höyükleri en önemlilerindendir.   Halen Karaburun ve Kızılbel Kral Mezarları'nın onarım ve koruma çalışmaları sürdürülmektedir.    Kral Mezarları, Elmalı Sikkeleri, İskender Yolu, Fildişi Leto Ana Heykeli, Gümüş Kral Heykeli, Semahöyük Küp Mezarları, Yapraklı Köyü Yazılı Kaya, Armutlu Köyü Kaya Mezarı, Söğle Yaylası Arı Serenleri, Ömer Paşa Camii ve Medresesi, Sinan-i Ümmi Külliyesi, Vahab-ı Ümmi Türbesi, Abdal Musa Türbesi gezilebilecek önemli tarihi yerlerdir.


Tarihi Elmalı Evleri

Eski çarşıları, arastaları ve dar sokaklarıyla, her adımda tarihin derinliklerine uzanarak Anadolu kültürünü yansıtan,  geçmişinin cazibesini bugünlere taşıyan yöre; iklimi, doğa güzellikleri ve Sedir Ormanları ile büyük bir turizm potansiyeli taşımaktadır.
Cumbaları, eski tip pencereleri ve parlak renkleriyle ilçeyi süsleyen evler ise, zamanın çok gerilerinden bugünü anlatırcasına hala dimdik ayaktadır. Sadece yaşama değil, seyirlik zamanlara da ilham kaynağı olan çift cumbalı ahşap Elmalı Evleri, en az Safranbolu Evleri kadar otantik bir yapıya sahiptir ve karakteristik özelliklerinin çoğunu bugüne kadar korumayı başarmıştır.

Türk evi plan tipleri içinde açık sofalı tip, günümüze kadar kalmış en eski ev örneklerinde görülür. Türk evinin ikinci özelliği olan odanın bir yaşama birimi olarak çok amaçlı kullanımı Elmalı’da da aynıdır. Yine bir başka özellik olarak kargir bir kat üzerinde yükselen ahşap çatma ikinci varsa üçüncü katlar esas yaşama alanını oluşturur. (Günay,2008)
En az 500 yıllık bu evlerin mimari bir öğesi olan ahşap dokusunda, yörenin zenginliği olan sedir ağaçlarından bol miktarda kullanılmıştır. Süslemelerdeki stilize ağaçları, çiçek motifleri ve altı köşeli yıldızlarıyla da Anadolu Kültürünü yansıtan eşsiz örneklerdendir.
Etrafı ormanlarla çevrili Elmalı'da ahşabın mimari bir malzeme olarak kullanıldığı yapılar içinde en görkemlileri Elmalı'nın Tahtamescit Mahallesi Aylar Sokağındaki Elmalı Evleri’dir ki bu sokakta adım adım tarihin izine tanıklık etmek mümkündür. 
Eski Elmalı kent dokusunda yer alan ahşap evler, geleneksel Türk ev mimarisinin önemli örneklerindendir. Bu evler; Safranbolu, Bursa, Kastamonu gibi Anadolu’da yer alan birçok yerleşim yerindeki evlerin tipik özelliklerini yansıtmaktadır. Elmalı evlerinin oluşumunda; topografik konum, iklim özellikleri, mahalleler ve sokakların durumu belirleyici rol oynar. Topografik konum; evlerin kat, cephe gibi unsurlarına, iklim; yönleniş ve yerleşimine, mahalle ve sokaklar ise; gelişimine tesir etmiştir.  Elmalı’nın eski kent dokusu içerisinde yer alan mahalleleri ve burada yer alan evleri yapısal bir takım farklılıklar göstermektedir. Örneğin; İplik Pazarı Mahallesi, Ağalar Kütük Camii sokağı çarşı başlangıç noktasındaki evler, eşraf ve saygın ailelerin evleri şeklinde düzenlenmiştir. (Duymaz,2008)
 
Koruma ve Kültür Turizmi
Elmalı’ da yöresel mimari çalışmaları 1996 yılında Elmalı Kültür Turizm Dayanışma Derneği, Elmalı Belediyesi, Mimar Sezai Battal ve halktan duyarlı kişilerin desteği ile Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Raha Günay yönetiminde 4 yıllık yaz dönemlerinde süren bir gurup bilim adamı ve öğrencilerinin titiz, özverili çabaları ile oluşturuldu. Röleve çalışmaları sonucunda daha sonraki yıllarda bir çok tarihi ev koruma altına alındı, restorasyon çalışmaları yapıldı.
Elmalı tarihi kent dokusunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nca tescil edilen 127 adet sivil mimarlık örneği yapı, 7 adet anıtsal yapı bulunmaktadır. Sivil mimarlık örneği olarak nitelendirilen yapıların büyük bölümünü Elmalı’nın geleneksel kerpiç konutları oluşturmaktadır. Ayrıca çarşı bölgesinde yüzyıl başında kullanılan dükkânlar da bu grup içinde yer almaktadır. Kentsel sit alanına ilişkin sadece, 2006 yılında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yaptırılan ve ÇEKÜL Vakfı’nın maddi destek sağladığı Pınarbaşı Hacı Haliller ve Helvacılar sokaklarına ait sokak iyileştirme projeleri bulunmaktadır. 2005 yılında Elmalı Kaymakamlığı ve Antalya il Özel İdaresi, Tarihi Kentler Birliği’nin katkılarıyla Hasan Sıtkı Bey Konağı restore edilmiş ve kültür turizmine hizmet vermeye başlamıştır.



Öneriler :

Tarihi evleri korumadaki amaç, yöresel mimarinin sadece turizme kazandırılması değildir. Asıl amaç, bu evleri gelecek kuşaklara, özgün niteliklerini bozmadan iletmek olmalıdır. Bunun için bilimsel bir restorasyon gereklidir. Sadece turizmi düşünmek sakıncalı olabilir. Korunan evler kültür turizmi kapsamı içinde özgünlüğüne zarar vermeden kullanılabilir. Restorasyon aynı zamanda bozmayı da içerdiğinden çok dikkatli olunmalıdır. 

Koruma anlayışının gelişebilmesi için korunacak kültürel mirasın tarih için ne kadar önemli olduğunun anlaşılmasının yanında, içinde yaşayan insanlar, bölge ve ülke halkı için nasıl bir yaşam merkezi olabileceği anlaşılmalıdır. Bu bilinç ile koruma amaçlı imar planı hazırlıkları tamamlanmalı, planlamaya dair getirilen kararlar doğrultusunda müdahalelerde bulunulmalıdır. (Serbest,2008)

Kentte yer alan kültürel mirasa ait yapıların tümünün, rölöve planlarının çıkarılarak hızla restorasyon projelerinin hazırlanması zorunluluğu göze çarpmakta, sadece tescil altına alınmakla yetinilmeyip mimari bir takım müdahalelerle korunması gerekmektedir. Özellikle, mevcut durumu sağlam ve yaşanılabilir halde olan bazı mekânların restorasyonlarının hızlı bir şekilde ele alınması gereklidir.(Duymaz,2008)

Elmalı’da tarihi evleri korumak ve yaşatmak için yerel yönetimlerin göstereceği desteğin ve çabaların önemi artmaktadır. Elmalı’da koruma çalışmalarının Elmalı genelinde yayılmasını sağlamak, tarihi çevre bilincini bölge halkına bilinçli bir şekilde aktarmak, restorasyon projelerinin hazırlanması sırasında halka yol gösterecek merkezleri oluşturmak bütüncül bir koruma sağlamak açısından gereklidir. Bu yapılmazsa dışarıya göç veren bir bölgeye dönüşen ve yapıların çoğunluğunun sezonluk kullanımının yaygın olduğu Elmalı’da, günümüze kadar ulaşan geleneksel evlerin yaşatılması mümkün olmayacaktır.

Bölgemizde Kültür Turizmi anlayışı gelişmektedir. Benzer bir çalışma Antalya İbradı Ürünlü Köyü’nde yöresel mimariye uygun evler inşa ederek düşünülmüştür. Akdeniz Üniversitesi’nde bir gurup bilim adamı proje hazırlamış ve 2006 yılı Barlas Küntay Turizm Araştırma Ödülü’nü kazanmıştır. “Unulla’da Yaşam” fakat bu güzel çalışma Antalya’daki klasik turizm anlayışını aşamadığı için yatırımcılardan gerekli destek bulamamış, proje hayata geçirilememiştir.

Elmalı, tarihi potansiyeli ve eski Osmanlı ev dokusunu halen koruması nedeniyle kültür turizmi açısından çok zengin olanaklar sunmaktadır. Antalya’ya yakınlığı nedeni ile sadece deniz, kum, güneş için Antalya’ya gelen turistlere alternatif turizmi de tanıştırabilir. Antalya turizm gelirlerinde Elmalı evlerinin restore edilerek turizme kazandırılmasıyla önemli artışlar olacaktır. Bu evlerin bilimsel restorasyonlarının yapılarak, özgün mimarileri bozulmadan butik otel ve pansiyon olarak değerlendirilmeleriyle de, hem tarihi değerlerimiz korunacak hem de bölge alternatif turizm gelirleriyle kalkınacaktır. Elmalı Antalya’nın Safranbolu benzeri büyük bir alternatif turizm potansiyelini barındırmaktadır ve sadece bunu görebilecek girişimcilere ihtiyaç vardır.

 *2010
yılı Balıkesir Kent Sempozyumunda sunulmuştur.
KAYNAKLAR
 Antalya Valiliği 2010, Dünden Bugüne Antalya, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Antalya.
Yrd.Doç.Dr. Sibel MEHTER AYKIN, Prof.Dr. Şafak AKSOY, Doç.Dr. Akın AKSU, Yrd.Doç.Dr. Hakan ER, Yrd.Doç.Dr. Sedef ALTUN, Arş.Gör. Bahattin ÖZDEMİR, Rezan KULAKSIZ. 1. Barlas Küntay Turizm Araştırma Ödülü (13 Nisan 2006) “Unulla'da Yaşam” 
Duymaz, A. Şevki, 2008. Kentsel Gelişim ve Mimari Yapılar Üzerine Bir Çalışma Örneği: Elmalı Şehri ,S.D.Ü Fen Edebiyat Fakültesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2008, Sayı:18, ss. 205-220.
Ekiz, Abdullah. 2001. Dünden Bugüne Elmalı, Akdeniz Yayınları, Antalya.
Günay, Reha. 2008. Elmalı ve Yöresel Mimarlığı, Ege Yayınları, İstanbul.
Modül Planlama, 2007, Elmalı-(Antalya) Koruma Amaçlı İmar Planı Araştırma ve Değerlendirme Raporu, Ankara.
Serbest, Hacer,. 2008. Elmalı Kentsel Sit Alanında Bulunan Tescilli Konutların Günümüzdeki Durumları Koruma Sorunları, Değerlendirme Önerileri, Yüksek Lisans Tezi, S.D.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Isparta.  
Işıl POLAT, K. Kutgün EYÜPGİLLER ve Mine TOPÇUBAŞI, 2008,  KENTSEL KORUMA ÇALIŞMASI: ELMALI, Gazi Üniv. Müh. Mim. Fak. Dergisi.  Cilt 23, No 4, 853-862, 2008          
www.elmali.gov.tr            www.elmali.bel.tr